|
İstanbul Neşeli
Kış ılığı bir Ekim sabahı
yolcu vapurunun dış havuzunda
dikiliyorum ayakta
çılgın bir isteğim var
karabataklarla oynaşmak istiyorum
denizin ta ortasında
Dalgaların zekâtı yüzümü serinletiyor
dört büyük çok katlı yolcu gemisi
Tophane limanını kuşatmış
uzun bir kuru yük gemisi
üzerimize geliyor
Kore savaş firkateyni
Yenikapı’da sahile demirlemiş
karşımda İstanbul Üniversitesi’nin
bahçesindeki yangın kulesi
yanına çağırıyor beni
önünde Süleymaniye de çok heybetli
deniz çalkantılı ama
İstanbul da en az benim kadar neşeli
|
| |
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
Yer çiçek pasajı,
Çalgıcı; akordiyoncu bacı.
Kulağında kırmızı karanfil,
Dudakları da kırmızı
Saçları siyah lüleli
Şişman madamın kucağında
Dans eden müzik aleti
Kolları ve parmakları
Kalbinin sesini dinledi,
Masa masa dolaştı, şarkı söyledi.
Akordiyon sesi, sigara dumanı ve
Sarı ışıklar arasında midye tava
Madam çaldıkça
Kadehler kalktı havaya
Ortam hoştu, sohpetler koyu,
Lakin bitecekti muhabbet
Devam etmez ya ömür boyu.
Madam çaldı geç saatlere kadar
Akordiyonu ile güzel melodiler
Gece geç saatlerde kimseler kalmadı
Sokaklarda dolaştı kediler
Madam her gece çaldı kendini dinletti,
Ritmik müziklerle kalpleri serinletti.
Geceler geceleri takip etti,
Madam da bitti.
Şu İstanbul sokaklarından
Kimler geldi...Kimler geçti.
|
|
|
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
Halk yaşamayı sever,
Halk demokrasiyi sever,
Halk Allah'ı(c.c) sever
Ya bürokratlar! ..
Ya bürokratlar neyi sever?
Yapma Terinos
Bürokratlarda o dediklerini sever
Ama bir şey daha
Onlar banknotları da sever.
Daha ziyade hanımları için.
Kendileri için değil.
Sen neleri sevdin Terinos?
Beyaz Paros mermerinden Afrodit'i mi sadece
Yapma Terinos üzme beni,
Ne çabuk unuttun
Keliternos'a yazdığın şiirleri.
Yapma Terinos yapma, üzme beni.
Kinidos'da yaz geceleri;
Praxiteles'in elinden çıkma
Çıplak bir Afrodit heykeli.
|
|
|
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
Hey Orkestra Şefi Dur Başlama
Hırçın dalgalara inat,
Martılara nispet,
Karanlık odalarındayım vaktin.
Kabuğuna çekilmiş kuru ceviz,
Rüzgara kapılmış pamuk,
Laleleri olmayan bir bahçe.
İstanbul cıvıl cıvıl, otobanlarda
Otobüsler sıralanmış,
Yolcularda sıla tutkusu dorukta.
Kulakları çınlatan sesizlik deniz kenarında
Ay sere serpe atmış kendini boğazın serin sularına
Tatlı bir rüzgar; Esmiyor.... Oynaşıyor ortalıkta.
Gece sessiz,
Gece pusuda.
Saat sabahın dörtbuçuğunda
Orkestra şefi hazır,
Yüzelli kişilik orkestra nöbet bekliyor
Saat beşte iş başında.
Hey! Orkestra şefi dur, başlama.
Dinlemez ki o, işini yapacak ya.
Beethoven'in piyano konçertosu ilk giriş,
Sebastiyan Bach sırada,
Yeni bir gün başlıyor, İstanbul'da.
Bekleyişler yurdumun her yanında.
Karış karış yayılacak gün ışımasıyla.
Kimileri bunun farkında,
Kimileri ise derin uykuda.
Ihlamur ağacının tepesinde oturuyorum,
İstanbul ayaklarımın altında,
Hey orkestra şefi çal benim içinde,
Bir Vivaldi,
Saraydan kız kaçırma.
Bir Mozart.
Bir de harman dalı ya da alaturka.
Yanılıpta bana sorarsan;
Dinlemek isterdim;
Damardan bir Müslüm baba.
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
|
Ferda ne demek, aşk ne demek?
Güşad-ı dil her dem seni mi bekleyecek?
Habbala getir ey sefil beni
Bu can artık bana yetmeyecek.
Kut kavgası hiç dinmeyecek,
meşhun gönüller ne zaman boşalacak?
Mibzeri ver bana, ver bana aşk ekeceğim,
mubataşa bitti artık kendimden geçeceğim.
İkbal-i bahtım bitti kapandı,
ahret kapıları bana aralandı.
Bir su getir saki içim yandı,
içtim de rahatladım, gönlüm huzura daldı.
-Susadım deseydin, bu kadar lafa ne hâcet vardı?...
Senin haline anlayıncaya kadar,benim de içim daraldı.
|
|
|
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
|
|
Ki senden başkasını sevmedi,
Ki sana parça parça kendini verdi,
Ki o daha büyümedi,
Ki o seni sırılsıklam sevdi...
Ki teslim oldu sana,
Ki gözlerini gözlerine kilitledi,
Ki ihtiraslı aşkların en güzeli,
Ki üzerinde eski bir entari,
Ki saçlarını süpürge etti,
Ki seni sevdi,
Ki...
|
|
|
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
|
|
|
|
|
Özlem
Onları kuraklık vurdu
Bizi klima
Onları susuzluk vurdu
Bizi sahte içkiler
Onları açlık vurdu
Bizi her şey dâhil menüler
Onlar Allah’ın sınavındalar
Biz kimin sınavındayız
Ey Osmanlı’nın torunu
Dedeni düşün
Ben dedemin günlerini özledim.
27.7.2011
At Üstünde
Atalarımız at üstünde uyurdu
Ya otomobil üzerinde uyursak
Bir anda ortaya sıçrayan
Acı üzüntü keder dert
Dağılmışlığın harmanıdır o zaman
Topla toplayabilirsen
Üzüntünün bini bin para
Hangi birine acıyacaksın
Gidene mi
Kalana mı
Yoksa yara alana mı
Siz siz olun
At üstünde uyuyun da
Araba üzerinde sakın ha
Çek kenara
Uyu uyuyabildiğin kadar
Sonunda ölüm yok ya
Ölsen de kendi kendine ölürsün
Tek başına
Gökkuşağın
Gözlerinde yağmur bulutları yüklü
Her an yağacakmış gibi
Rahmet olacaksa eğer yağmurun
Yağ anasını satayım
Rengârenk olsun
Yağmur sonrası gökkuşağın
Hiç Durmadan
Haylaz anılarımdan kalma
Birkaç fıkra
Kim anlatacak bana
Hadi anlatsın hadi anlatsın
Sevenlerim azaldı
Yalnızlık çanları çalıyor
Bitiş çığlıkları duyuyorum
Hep aynı işleri yapan işçiler gibiyim
Zaman altımda salıncak
Gidip geliyor hiç durmadan
Durdurulamadan.
Alışkanlığım Datça’dan
Denizin gözkapakların portakal rengi
Gözleri türkuaz mavisi
Günün gece kıyafeti siyah
Eldiveni tenteneli
Kurbağa sesleri duyulmakta
Zaman zaman kesintili
İmbat gelir gider geceye
Piyasa yapar bademlikler zeytinlikler arasından
Nedense
Bir türkü söylemek isterim o zaman
Ege dolaylarından
Bu alışkanlığım Marmaris’ten Datça’dan
01.08.2011 Pazartesi
Sevgiler Hürmetler
Bir cadde sırayla komutanlar
Aşağıda Sakıp Ağa
Girişte Kemal Sunal
Alçakgönüllü bir aile Akev’ler
Avukat Sahir Talat Akev ve annesi
Bir hayli özenle hazırlanmış Türkan Saylan
Ortası çiçekli
Bir bakan Mehmet Köstepen
Mehmet Ağar beyin genç terk eden kızı
Ve babam
Ve annem
Ve cici babaannem
Bırakıp gidilen kıymetli kimseler
Arife günü ziyaret ettiğim
Değerli büyüklerim
Komşularınıza ve sizlere
Sevgiler
Hürmetler. 29 Ağostos 2011 Pazartesi
|
Yaz
Ay sarı güneş beyaz
martılar yas tutuyor
gözlerim hep seni bekledi
kulaklarım ayak sesini özlemiş
Yaza muhtaç
yaza hasret
yaza geç kaldık
hiç bitmeyecekmiş gibi aldandık kandık
Ay sarı güneş beyaz
ne zaman değişecek bu telaş
az kaldı unutuyordum
ve diyordum.....yoruldum
Bir tomar gün geldi geçti
etrafa saçtık
yaza hasret yaza muhtaç
yaza geç kaldık
Yaz akşamlarında
yaz sıcağında
yaz güneşinde
yaz gününde yaz
ne olur bana beni yaz
Mevsim özelliklerini sergiledi
mevsim sergisini topladı gitti
yaza hasret yaza muhtaç
yaza geç kaldık
Motorla koy koy gezdiğin sahilleri yaz
dibi görünen denizi yaz
şarkını yaz türkünü yaz
bana ne olur bir şeyler yaz
bu sene bir başka boş geçti yaz
Yaz kızım dilekçemi şikayetimi
ne çabuk geçti yaz anlamadım yaz
sevda yaz martı yaz kuş yaz böcek yaz
bir dilim karpuz bir salkım üzüm şeftali kavun yaz
Yalnızım yaz
çaresizim yaz
sensizim yaz
göremedim seni yaz
aklına ne gelirse yaz
bana beni yaz
Kalleş yaz
vefasız yaz
akılsız yaz
bana yaz
çekinme yaz kızmayacağım inan
beni sevmediğini bile
dilersen yaz
Yaz yazabildiğini yaz
sakın sevdaları getirme aklıma
üzülüyorum
tek dileğim
can derdine hiç gelmeyesin.
|
| |
|
|
Gel Rıza Git Rıza
Sonbahar yaprakları toplayan
bir çöpçüydü o Krizantem sokağında
kahverengi yapraklar sessiz
düşerken kaldırıma
yazdan kalma eski giysileri içinde
hiç telaş yoktu ne Rıza’da ne de sokakta
Bir araba yoldan geçerken
uçuşan yapraklar kucaklaştılar korkudan
aynı anne babanın yitirilen çocuklarıydı onlar
şimdi kaldırım kenarlarında bekliyorlar
çöpçü Rıza’yı
O önce kendi izmaritini toplar yerden ve işe başlar
sonra da güneş yanığı kavrulmuş yaprakları
ve dağınık saçlarını
Rıza hayatından bezgin ağzında sigara
elinde süpürge ile süpürdükçe
yapraklar sesiz yağdı gökyüzünden üzerine
Sonbaharda işe alındı her sene
çok kısa çalıştı temizlik işinde
yazın çay topladı memlekette
kışın ayakkabı boyadı caddede
yaprakların hayatı farklıydı Rıza’nın ki bambaşka
gönül nasıl dayanırdı ki bu aşka
aşk mıydı bu
yok canım ne aşkı
Rıza’nın değişmeyen hayat macerası
Ağaçlar ve insanlar emekli oldu
sonbaharda Krizantem sokakta
Rıza bankta oturup dinlense de ara sıra.
birbiriyle akraba yaprakları temizledi
saçları dağınık ağzında yarım sigara.
|
| |
Mehmet Akif Tiryaki
|
Delikanlıya Bir Gazoz Getirin
Henüz lahmacun girmeden İstanbul'a
Hayat onun için mutlu bir rüya
Delikanlılığı geçiyordu Eyüp Sultan’da
Vali bey seslendi
'-Bir gazoz getirin delikanlıya.'
Çektiği fotoğrafları teslim ettiğinde
Hem belediye başkanı hem de vali olan beyefendiye
Ücretini aldı zarfın içinde
Valsın yeni çıktığı zamanlar
Yalova Termal’de kaplıcalarda vals yapmak moda
Şifalı sular içilirdi porselen bardaklarda
Trafik kilitlendi hava kirlendi
Eski arkadaşlar tek tek terk etti
Yaşanmaz oldu İstanbul’da
O fotoğrafçı delikanlı artık İstanbul’u bıraktı
Ege’nin ufak bir kasabasına yerleşti
Anılarını sihirli kutuya kilitledi
Yaşadıklarını anı defterine kaydetti
Bahçesinin bahçıvanı
Limon muz kara dut portakal asma ve manolya yetiştirdi.
Pansiyonuna gelen İstanbul delikanlılarına
Anılarını sergiledi.
|
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
Dranaz Dağı Hatırası
Etraf orman ve;
Ağaçlar arasından geçiyor bir yol
.
Çimlerin üzerinde asırlık ağaçlar duruyor.
Denizden binsekizyüz metre yükseklikte,
Dranaz Dağı burası
Oksijen madeninin çıktığı orman.
Ağaçların ter attığı kaplıca
Kokuyor buram buram.
Arabamı park ettim kenara, mola verdim burada.
Kırmızı ve sarı renkte minik saplı çiçekler var çimlerin arasında,
Kelebekler bilet kestiler girerken ormana
Uzandım çimlere,
Nefes aldım doya doya.
Dranaz tepesinde mola verdim sekiz dakika.
Bu dinlence seksen seneye bedeldi,
Meşe, gürgen, çam vardı etrafta,
Sırf çam kokusu değildi bu,
Ud kokusunu andırıyordu biraz da.
Böğürtlen satıyordu on yaşında bir esnaf
Tabağı birbuçuk liraya.
Ambalajı yoktu ama,
Bir poşet verdim boşalttı,
Bordo rengi böğürtlen yedim Dranaz'da.
Ağaçlar ter atıyordu karşımda,
Güneş yoktu yaz günü ağustos ayında ormanda.
Dinlendim, devam ettim yoluma.
Bir ömre bedel Dranaz'da kalmak sekiz dakika.
Köpeksiz köyde, çomaksız oynadım,
Ben tatilimi yaptım,
Darısı yapamayanların başına.
|
| |
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
| |
Yaşasın Cumhuriyet
İki öküz ile Ekim öncesi gün sabah
başladı
havalandırdı toprağı Mehmet Amca
havalandırdı mahkumları gardiyan bahçede
ana kuşlar ağaç kuytularında
kurtlar tepede ormanda
kaplumbağa tarlanın kenarında
Balaban'ın fırçasından çıkma yağlı boya
Bir çift öküz ve kara sabanla
havalandırdı toprağı Mehmet Amca
çıplak ayaklarıyla
mahpushanenin bahçesinde ya da
bir düdük bir düdük daha
yüksek duvarlar arkasında
teneffüse çıkar gibi okulda
Havalandırdı mahkumları
çarşı izni bile yoktu orada
kimisi aldı eline kağıdı kalemi yazdı
Mehmet Amca toprağı havalandırdığında güzdü
akşama doğru hava karardı
zor hayatın içinde ümit de vardı
bol mahsul ve
erken gelen hürriyet
arkalar boş ilerleyelim bir zahmet
bizler de şehirlerde her gün ilerledik
yaşasın cumhuriyet.
|
| |
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
Sen Beni Dünyada Ateşe Attın
Babayı dinliyorum
Hisar’da
Andon’un lokantasında
İşte
Fağfur kâseden bir yudum çay içip
Kristal nargilenin bir fokurdama zamanında
Aklımdan geçen yalan yanlış anılar
Göksu’nun piyade ile gökkandil gezildiği günlerde
Hep düşündüm
Neden yeşil suya Göksu deniliyor diye
Göksu;
Aynasıdır etraftaki yapıların kayıkların
Göksu;
Aynasıdır böğürtlen, mürver ve kamışların
Kestane karası fırtınasına kadar süren panayır
Cuma ve Pazar günleri yaz maceralarının
Saltanat kayıklarında maşlahlı, yeldirmeli, çarşaflı
Başta şemsiye elde yelpaze ile
Stanbul’un hatunları
Kokanalar, palikaryalar, Kumkapı duduları
Ahbarları,
Bıçkın güruhun çeşit çeşidi
Göksu’da yaşandı külleri geride kaldı
Hisar’da
Andon’un lokantasında
“-Sen beni dünyada ateşe attın “ diyordu baba.
|
Harzemşahlılardanım
Melik Şah’ın saray hizmetçisi
Anuş Tegin Türk kölesi
Şah-ı Hasan Padişahım
Dalgalandı siyah bayrağım
Özbekistan vatanım
El Buruni ulu dedem
Celaleddin Harzemşah
Adsız kurmuş bu devleti
Uzun sakallılardanım
Özüm İslam ırkım Türk
Ceyhun’un güneyinde yıkandım
Forsumuzda dalgalanır
Düz karadır bayrağım
Mehmet Akif Tiryaki
|
| |
|
|
|
Siyah Leke
Ressam siyah bir lekeye bakamazsa
kâğıt üzerinde;
Orta çağ ressamıdır
fotoğraf özlemi ile dolu
Oysa dijital makineler yapıldı
çektikleri tıpkısının aynısı
Sanatının doruğundaki
boyaları serpiverir tuvale
veya
ambalaj paketlerinden bozma
bir parça karton üstüne
hatta plastik piknik tabaklarına
Ressam siyah bir lekeye bakamazsa
kağıt üzerinde;
Henüz erkendir
ona ressam demeye.
|
| |
|
|
Cavo
Cavo’nun köyleri yeşil adı İkbaliye, İlmiye, Memnuniye
Arkadaşı belinde, dostu elinde
Cavo’nun hedefi uzun
Hedefler dorukta.
Cavo’nun gönlü sedirde, meşede, çamda
Buram buram orman kokusunda.
Cavo’nun gözleri ufukta.
Ladinde, kestanede, cevizde, kavakta
Güneş ufukta
Cavo güneşten uzak ormanda
Bir tütün sarmış başı dumanlı dağda
Bir oksijen, bir duman
Cavo’nun gönlü ormanda dağda.
Arkadaşı belinde, gözü yamaçlarda
Orman gülleri cavo’yu selamlamakta
Terinos Maceracı
Bu iş böyle yürümeyecekti
Tuttuğu parti için çalışması gerekti
Terinos standını çarşıya kurdu
O gün yeni partisinin tanıtımını yapacaktı
Bayrağını astı
Yanında atlas Knidos bayrağı
Afişini yapıştırdı
Başladı el ilanı dağıtmaya
Temmuz güneşi pişirdi vücudunu
Akşam eve zor attı bedenini
Hanımı Keliternos “-Sen ne olmuşsun böyle bey. “ dedi
-“Hiç sorma hanım parti benim her şeyim kendimden geçiverdim.” dedi
Tepesi kızarmıştı patlıcan moru yüzü
Kolları kızarmıştı kan portakalı rengi
Yaşasın özgürlük yaşasın demokrasi
Hürriyetim için feda olsun bu ten kafesi.
M.AKİF tİRyAKİ 04/07/2010 MALTEPE
,
Her Yeni Doğan Bebek
Yıllar,
Aylar,
Günler,
Saatler,
Dakikalar,
Saniyeler geçiyor,
Bitti dediğimizde herşey
Yeniden başlıyor.
Hayat başlıyor, bitiyor.
Her yeni doğan bebek Allah´ın
Dünyadan umut kesmediğini belirtiyor.
Güneş doğuyor batıyor,
Hayat başlıyor bitiyor.
Sevgiler bitmiyor....
Mehmet Akif Tiryaki
Bozacı
Vefa´nındır
Koyu boza
Bozacı
Bir İstanbul hatırası,
Bir kış manzarası,
Sobalı bir oda,
Kestaneler onun üstünde kavrulur,
Dışarıdaysa bir ağır ses duyulur...
Koyu boza
Vefa´nındır
Ekşi boza,
Tatlı boza,
Koyu boza,
Bozacı....
Vefa´nındır
Koyu boza,
-´Bozacı sepete koyarmısın´
İndirilir sepet iple aşağıya,
Para içinde
Ne kadar olacağı bilinir,
Boza keyfi böylece giderilir.
Çocuklar ertesi gece
Bozacı geçerken birbirine bakar,
Tekrarlanır eski hatıralar.
Mehmet Akif Tiryaki
A Harfi
'-Bir A harfi yaz,
dışına bir kalp çiz,
sonra kırmızı boya ile
doldur içini,
üzerine parmağını koy,
dikkat et! ...
Yakmasın elini.'
M.Akif Tiryaki
|
Ab-ı Hayat İçenler
Ab-ı hayatı içenler elbet bir gün fani olacak
Ey Akif üzülme hayat o zaman başlayacak,
Bir lütuf bize yaşamak her dakika mücevher
Bu gönle sahipsen sana ne gam ne keder,
Korkmadan sat malını tezgahını kur, bağır,
Satılan malın ödemesi gelir, sen yeter ki gayretle müşteri çağır.
Adaşım Mehmet Akif Gülhan'a ithafen,
dost kal. |
| |
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
Abbasağa Parkı Yeni Mahalle
Serence Bey, Maşuklar Yokuşu,
Abbasağa parkı, Yenimahalle
Çocukluğumun geçdiği semt
Ihlamur, Beşiktaş.....
Bir ana bir baba iki de kardeş
Ekstradan iki tane de babaannemiz vardı.
Beşiktaş’ta neler, neler yaşandı.
Annem iki hamal ile pazardan gelir,
Yedi çeşit yemek yapardı.
Terasta masa kurulur yaz geceleri
Buz çıkarılırdı yanında yemeklerin
Suatpark Sineması’ndan Türk filmi
Sesleri gelirdi gece sessizliğinde
Kız kulesi’ni seyrederken camların arasında
Deniz işletmelerinin gemileri süzülürdü
Üsküdar'la Beşiktaş İskelesi arasında.
Ne güzeldi akşamlar
Yaz gecesi bizim evin terasında
Birde karpuz saklarlardı bizden
Akşam yemeklerinde,
Her akşam sinirime dokunurdu bu hadise
Garezine bende...... işte öyle....
Akşam karpuz yemesem de
Sabah dayak yerdim.. |
| |
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
| |
|
|
Acısu Tepesi'nde
Gerze'nin bir köyünde akşam vakti
gözlerim denize kilitli
ışıklı kalp şeklinde ilçenin iskelesiyle mendireği
gün dinlenmeye çekildiğinde
rüzgar esiyor
çınar yapraklarıyla konuşa konuşa
geceye yakılan mumlar titriyor kalbin üzerinde
gözlerim denize kilitli
ellerim başımın altında
uzanmışım Acısu'ya
iskele çayda çıra oynuyor ayaklarımın altında
rüzgar çınar yapraklarıyla muhabbette
bir yıldız kaydı lacivert gökyüzünde
yaz akşamları
bu kadar uzak kalınır mı Gerze'ye
çekirdek çitlemek varken sahildeki çay bahçesinde
Acısu tepesinden seyrediyorum Gerze'yi
ruhum dalmış gitmiş hüzzam eşliğinde
seksek oynuyor Gerze'nin
kalp şeklindeki mendireğinde. |
| |
|
|
Tandırname Dinlencesi
Kısa masa
altında mangal
üstü battaniye ile kapalı
çevresinde oturmuşuz
belimize kadar yorgan
dinliyoruz hevesle
kulaklarımız tandırnamede
Ne olacak acaba masalın sonunda diye
sabırsızlıkla
hep sonunda taht ve taç verilirdi
padişah kese kese altın dağıtırdı
ejderha kötü adamı yutardı
masal esnasında çatı tıkırdardı
beyaz sakallı bilge adam gözüktü
büyü silindi mühür çözüldü
o kış çok soğuk oldu
aşık olmayanlar dondu
Nenem anlattı
güldü güldük
üzüldü üzüldük
ara sıra pestil tabağına uzanıp hakkımızı aldık
mangalın közü azaldı
masalın sonu geldi
padişah adil davrandı
adalet hakim oldu
kızını akıllı delikanlıya verdi
çay demini aldı içimiz ısındı
kırk gün kırk gece davul zurna düğün oldu
tandırname güzel son buldu
dışarıya baktım
kar lapa lapa etrafı dolduruyordu..
Mehmet Akif Tiryaki
|
Bırakıp Gittin
Gittiğin günde
Bırakıp zamansız
Zaman geçti gitti
Amansız
Sen benim için
Her ansın
Sevgimiz kalpte
Sevdalansın
Bu sevdamız dilden
Dile yayılsın
Sevgimiz kalpte
Sevdalansın
Sen benim için her ansın
Sevgimiz kalpte sevdalansın
Sevgimiz kalpte sevdalansın
|
| |
|
Mehmet Akif Tiryaki


Papağım Nerde
Papağım nerde papağım nerde
Unutmuştum onu sabah bu yerde
Ey otelci söyle
Papağım nerde
Annem ördü papağımı eliyle
Üşümesin oğlumun başı diye
Kara gömdüm püskülleri kabardı
Turhal’ın sabah ayazları vardı
Annemin hediyesi keçi tüyü papak
Babamla gezdim illeri uzak
Yine bir gün geceledik otelde
Sabah unutmuşum papağım nerde
Döndüm otele onu aradım
Babam sordu neden ağlarsın Ömer
Dedim baba papağımı bulamadım
Buluruz üzülme o helal dedi
Otelciye kesin tavrını koydu
Papak tez zamanda bulundu
Otelci babamdan özür diledi
Bir cahillik etmiş temizlikçi dedi
Papağıma kavuştum
Mutluyum şimdi
O bana annemden kalan
Eşsiz eserdi
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
Hazan Mevsiminde Yalnızlık
|
|
|
|
Allah'la(c.c) kala kaldığında sahilde;
İkindi vakti sergisini topladığı sırada.
Derin hüzünlere daldın günlerce, haftalarca
Yakardın ufuklara bakıpta.
Bilmiyorum ne vardı dualarında?
Sabahın ilk ışıkları sahile vurduğunda
Martılarla bakıştın
Cebinden yarım dilim ekmek çıkartıp
Martılara ikram ederken
Sağ elinde uzattın ve
Sol elinle kırıp kırıp ikram ettin onlara.
Seni kim doyurdu Terinos bu sabah?
Eskiden Keliternos kahvaltını hazırlıyordu
Ekmek kızartırdı sana kimi zaman
Çayını içerdin yudum yudum
Evinin denize bakan penceresinin kenarındaki masada
Artık uzun uzun oturmuyorsun orada
Martılarla oturuyorsun sahilde, deniz kenarında
Heykelleri düşmüş yıkılmış taşların üzerinde
Martılar ayaklarının yanında.
Uzun gecelerin ardından
İlk gün ışımasıyla,
Sahilde donuk denizin başucunda
Kos adasını seyrettin ara sıra
Yarım dilim ekmek attın martılara.
Yaz geçti Terinos
Yaz bitti,
Günler devam ediyor
Kapıda hazan mevsimi.
İnsanlar Knidos'tan çekildi,
Martılar da gittti,
Yarın sabah tekrar geleceklerdi.
Sen gelmesende Terinos,
Sen gelmesende onlar gelecekti.
İkindi tezgahını toplayıp,
Akşam sokağından kaybolup gittiğinde
Baş başa kalacaksın tekrar kendinle.
Ne zor değilmi yalnızlık hazan mevsiminde
Ne de zor dostum değilmi
Yalnız yaşamak yaşamın son diliminde.
Bunu kendin istedin ayyaş dostum,
Bunu kendin ettin kendine,
Çaresiz yakarışlar,
Çaresiz kederler artık
Aldırma takvim yapraklarını koy cebine.
|
|
|
|
Mehmet Akif Tiryaki
|
|
|
 |
|